adam olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adam olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2008 Cumartesi

işe erken gelmek geç gelmek kronik geç kalma hastalığı

işe erken gelmek geç gelmek, kronik geç kalma hastalığı konulu bir makale yazacaktım.

aşağıdaki fotoğrafı içeren bir mail aldım vaz geçtim :) yazmaktan.



2 Eylül 2008 Salı

Çok güzel üç hikaye ve üç ders.

Ben Ali Haydar Ünsal'dan aldım telifi varsa o versin hesabını...


1.Hikâye
Kavak Ağacı ile Kabak
Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
-On yılda, demiş kavak.
-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
-Doğru, demiş kavak.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.
1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.


2. Hikâye
En iyi Buğday
Her yıl yapılan "en iyi buğday" yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:
-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
-Neden olmasın, dedi çiftçi.
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.
2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.


3. Hikâye
Geleceğini biliyordum…
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,
-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.
Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;
-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.
-Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…
-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?
-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.
Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
-Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…
3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.



Söz
"Her sabah Afrika’da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.
Her sabah Afrika’da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.
Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur."
Afrika Atasözü

16 Temmuz 2008 Çarşamba

ilk milyon dolarım



Emekliliğime sakladığım porojelereden biridir "İLK MİLYON DOLARIM".

Basitçe anlatırsam, emekli olunca bir kitap yazıyorum ilk milyon dolarımı nasıl kazandığımı şöyle bir hayat hikayemle de harmanlayarak anlatıyorum. Deli gibi satıyor 1 milyon dolar da kitaptan kazanıyorum.

Niyetimiz niyet :)

Şimdi bu projenin iki şekilde hayata geçirilme şansı var

1- Bu kitabı yazmak için gerçekten ilk bir milyon doları kazanmam lazım.

2-Aslında ortada bir milyon dolar yokken hayat hikayemi yazıp, kitabın satışından bir milyon doları kazanmam lazım.

Tabii bu durumda kitabın son sayfasına, "Sayın okurlar işte bütün olanlar oldu, ben çok çalışmama rağmen istediğim paraya ulaşamadım, ama kısmetse sizler bu kitabı aldığınız için ulaşacağım." yazılabilir. (sanki Secret başka bir taktik mi)

Bir ara 2 numaralı versiyonu düşünmedim değil ama Türkiye'deki kitap okuma oranı!! ve kitap fiyatları beni 1. maddeye yöneltti. Durum böyle olunca da işin bir orjinalliği kalmadı ben de artık birçoğu gibi ticaret yaparak para kazanmaya uğraşıyorum.

Yine de fikrin orjinalliğine saygımdan dolayı buna bir makale yazmak gerekir diye düşündüm.

:)

12 Haziran 2008 Perşembe

Akıllı patron çalışanını kaybetmemek için her şeyi yapar.

Bu ikinci oldu elemanlarım beni bir konuda eleştirdi, demokrat bir adam olmaya çalışıyorum eleştirmek okey ama bu eleştiriyi haksız bulduğum için birşeyler yazmak lazım geldi.


Söz konusu eleştiri benim HediyeDenizi.com u

"çalışan çalışsın çalışmayan gitsin, şartlar bu..."
veya
"kimse vazgeçilemez değildir..."
veya
"sen olmasan birini bulurum nasıl olsa..." anlayışı ile yönettiğimdi.

bunlara kesinlikle katılmıyorum

Geçen ay işten çıkardığımız 3 arkadaşınızda artık defalarca uyarıdan sonra bile düzelemeyen kronik devamsızlık ve işe gelmeme hastalığına yakalanmıştı. Onları motive etmek için elimizden geleni yaptık ödüllendirdik, cezalandırdık, tedavi için ne gerekiyorsa yaptık hem de aylarca yaptık ama artık yapacak birşey maalesef kalmamıştı .

Bu konuda en genel olarak görüşlerime gelince ataların bir sözü vardır "bir adama güvenip iş kurulmaz" diye. Ölüm var kalım var haklılar ama asıl olan kurumsal devamlılıktır.

ama yine de bütün bunlara rağmen hiçbir patron, ya da en azından çoğu patron zırt pırt çalışan değiştircek kadar

akılsız değildir.

Bir firma için en olumsuz şey zırt pırt çalışan değiştirmektir, tıpkı bir çalışan için de en olumsuz şeyin zırt pırt işyeri değiştirmek olduğu gibi.

Çünkü her eleman ayrı bir risktir,
işe alması vakittir paradır risktir,
diğer çalışanlarla uyuşması risktir,
hırlıdır hırsızdır, huyludur huysuzdur risktir,
ayrılması risktir,
şirket mahremiyetlerinin çiğnenmesi risktir,
yaşadığın duygusal anlar ( işten çıkarma anı gibi) sağlık açısından risktir,
tedarikçiler gözünde sık sık çalışan değişmesi risktir,
her geleni eğitmek firma kültürünü anlatmak paradır vakit kaybıdır risktir,
her gelen kafasına göre sistemi değiştirir risktir,
eski çalışanın iyi ilişkileri kayboluverir yenisi aynı ilişkileri kuramayabilir risktir,
çok kıymetli vakitler kaybolur risktir,


bu konudaki çoğu adım risktir, risktir, risktir,



Asıl olan devamlılıktır, işte, evlilikte, dostlukta, hayatta, herşeyde.

AKILLI ve PARA KAZANMAYI İSTEYEN HER PATRON

ÇALIŞANI KAYBETMEMEK İÇİN HER ŞEYİ YAPAR

AMA YAPABİLECEKLERİ İMKANLARI DOĞRULTUSUNDADIR.

Beni eleştiren sayın çalışanlarım hadi samimiyetime inanmadınız (ya da ben size hissettiremedim) anlarım ama
hiç değilse zekama saygı duyun :)

Demek isitiyorum ki iş gören bir çalışanı kaybetmek aptallıktır, akılsızlıktır, beceriksizliktir... ...


Sizi seviyorum, işimi seviyorum, onu ayakta tutmak için herşeyi yaparım.


Kariyerinizi iyi planlayın, çok özeleştiri yapın.


Siz de işinizi sevin, onun için uğraşın, çabalayın, kendinizi geliştirin, ve çok çalışın.